Türkiye, bugün yapılan seçimlere kilitlendi. Günlerdir, partilerin verdiği vaatler ve çizdikleri pembe tablolar ile oyunu kullanıp beklentiye giren seçmenler, pazartesi sabahına farklı psikoloji ile uyanacak.http://www.sozcu.com.tr/egitim/sandik-psikolojisi-15-gun-suruyor.html
Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Nöropsikiyatri Hastanesi Etiler Polikliniği’nden Psikiyatrist Dr. Alper Evrensel, Pazar günü oy verenlerin, sandık sonuçlarına göre kaybedenlerin “hayal kırıklığı ve acı” kazananların ise “sevinç” hissedeceklerini belirterek, sandık sonrası psikolojik durumun her iki taraf için de sadece 15 gün süreceğini söyledi.
İnsanların hayatları boyunca büyük ya da küçük bir çok seçimler yaptığına dikkat çeken Yrd. Doç. Dr. Alper Evrensel, kişinin seçim yaparken, deneyimlerinden, anılarından, mantık ve sezgilerinden etkilenerek hareket ettiğini kaydetti. Seçimlerin bazen isabetli sonuçlar doğurmadığını da ifade eden Evrensel, bunun sonucunda “hayal kırıklılığı” yaşandığını vurgulayarak şunları söyledi:
BEKLENTİ GERÇEKLEŞMEYİNCE HAYAL KIRIKLIĞI!
“Seçimlerimiz öncesi, deneyimlerimiz, anılar, mantık ve sezgiler devreye girer ve ortak bir sonuç çıkar. Bazen yaptığımız analizler ile seçimimizin sonuçları örtüşmeyebilir. Bu durumda beklenti gerçekleşmediği için hayal kırıklığı yaşanacaktır. Tıpkı, büyük bir mutlulukla evlenip eşini umduğu gibi bulamayan kişi de hayal kırıklığı yaşaması ya da oy verdiği partinin başarılı olamaması gibi. Ancak bu durum her şeyin sonu değildir. Her seçim aslında olumlu ve olumsuz sonuçları aynı anda içinde barındırır. İnsan hata yapa yapa doğru yapmayı öğrenir. Hatalarından ders alan insan olgunlaşır.”
“DUYGULARLA SEÇİM YAPIYORUZ”
Siyasi seçimlerde de oy kullanan kişilerin akıl-mantık yerine duygularıyla hareket ettiğini kaydeden Evrensel şöyle dedi:
“Duygusal bir toplumuz karar verirken ağırlığı da duyguya veriyoruz. Seçimlerde akıl, mantık, hafıza ve duygular sıralamasında duygularımıza yüzde 50-60 pay veriyoruz. Yüzde 20 akıl-mantık, yüzde 20 de hafızamıza göre seçim yapıyoruz. Böyle olunca da en büyük payı verdiğimiz duygularımızda olumsuz sonuç olduğunda hayal kırıklığı yaşıyoruz. Sandıktan umduğunu bulamayanlar, oyunun boşa gittiğini düşünenler, demoralizasyon dediğimiz 2 hafta sürecek bir moral bozukluğu yaşayacaklar. Bu duyguya depresyon diyemeyiz. Ama parmağımızı bir yere çarpıp hissettiğimiz acı gibi, çaresi olmayan, o anda hissedeceğimiz bir acı, bir üzüntü yaşanacak. Kaybeden seçmen psikolojisinde, kişi zevk aldığı etkinliklerden biraz soğuyup uzaklaşma hissedecek. Örneğin, gezmek istemeyebilir, muhabbet etmekten hoşlanmayabilir. Uyku bozuklukları yaşayabilir. Bu durumu hafif şiddetli, kısa süreli bir üzüntü durumu olarak da tanımlayabiliriz. Bu moral bozukluğu iki hafta sürecektir. Sonra hayatın doğal akışı içinde eski önemini yitirecek ve kaybolacaktır. Ancak iki haftayı geçiyorsa bu durum için hekime başvurulmalıdır”
SANDIK SONRASI PSİKOLOJİ İLE ANİ KARARLAR ALINMAMALI
Sandıktan zaferle çıkan, umduğunu bulan seçmenlerin ise için kısa süreli ters yönde yukarı yönlü bir duygu yükselmesi yaşayacaklarını kaydeden Evrensel, sözlerini şöyle tamamladı:
“Sevinç ve üzüntü duygusu ikisi farklı psikoloji ama etki süreleri aynı. Her iki duygu da iki hafta sürecek ve sonrasında hayatın normal akışı ile kaybolacak. Ancak, bu geçici psikolojiyle önemli kararlar alınmamasını tavsiye ediyorum. Bu ülkeden gideyim, bu partiyi bırakayım ya da farklı şekilde kişinin hayatını etkileyecek önemli kararlar iki hafta süreyle ertelenmeli. Bu duygu durumunun bitmesi beklenmeli. Biraz sakin olunmalı ve beklenmeli.”
*The English translation is below the first text
FEMINIZM NEDİR? NE DEĞİLDİR?
Feminizm hala toplumda, özellikle de erkekler tarafından, bir tabu olarak görülen bir ideolojidir. Feminizm sözcüğünden kısacık bahsedildiğinde bile, bu insanların ürkmesi için yeterlidir. Peki, feminizm niye insanları bu kadar çok korkutmaktadır? İnsanları korkutmaktadır çünkü insanlar feminizmin kadınların gücünü desteklediğine ve erkeklerin güçlerine karşı nefret beslediğine inanmaktadırlar. Ama bu doğru değildir çünkü feminizm aslında bütün cinsiyetler için eşitliği savunur. Erkeklerden nefret edip, kadınların gücünü savunan ideoloji misandri diye adlandırılır. Kadınlardan nefret edip, erkeklerin gücünü savunan ideoloji ise misojini diye adlandırılır. Yani, feminizmi misandri ile karıştırmayalım. Aynı zamanda da feminizmi, misojininin, ataerkilliğin ve seksizmin karşıt versiyonu olarakta isimlendirmeyelim. Bu ideolojilerin aksine, feminizm bir cinsiyeti överken, diğerini gerek sözel gerekse fiziksel tartışmalarla yermez. Feminist kadınları “kısa saçlı erkeksi makyaj yapmayan, göz alıcı takılar takmayan, açık ve dekolte kıyafet giymeyen kadınlar” olarak etiketlendirmek gereksizdir. Eşitliği savunması için bir kadının açık veya kapalı giyinmesine gerek yoktur. Bir kadının nasıl giyindiği feminizm ideolojisinin bir temsili değildir, onun kendi kişisel tercihidir. Bu yüzden, feminizm, bir kadının makyaj yapıp, topuklu giyip giymediğini umursamaz. Bir kadın kendisini feminist olarak nitelendirdiğinde, kendisiyle dalga geçilir ve aşağılanır. Bir erkek feminizmi desteklediğini açıklamaya cesaret ederse de alay konusu olur. Dolayısıyla, insanlar kendilerini feminist olarak ifade etmekten kaçınır çünkü toplumdaki maçoluk onları ciddiye almamaktadır. Bu nedenler yüzünden, insanlar cinsiyet eşitliğini savunduğunu dile getirmekten bile korkmaktadırlar. Feminizmin aslında ne anlama geldiğini anlayabilmek için, insanlar ilk önce diğerlerini etiketlemeyi bırakmalıdır. Ama neden insanlar feministleri etiketleme ve aşağılama gereğini hissederler? Çünkü insanlar yıllar boyunca ataerkil toplum yapısıyla yaşamaya alışmıştır ve mümkün olan değişimden korkmaktadırlar. Dünyanın tümünün değişeceğine ve kendi çevrelerindeki dünyalarının da değişeceğini düşünmektedirler. Özellikle de erkekler güçlerini kaybetmekten korkmaktadırlar. Kadınların da kendilerinin yüzyıllar boyu yönettiği şekilde dünyayı yöneteceğini düşünmektedirler. Feminizm ile erkeklerin güçlerini kaybedip, kadınların güç kazanacağı doğrudur. Ama doğru olmayan şey ise erkeklerin kadınların zamanında olduğu gibi güçsüz bırakılmayacağıdır çünkü iki cinsiyet eşit şekilde güçlü olacaktır. Birbirlerinin üzerine baskı ve kontrol yapmaksızın, birlikte dünyayı yöneteceklerdir. Üstelik, feminizm sadece eşit güç anlamına gelmez, aynı zamanda her ülke için eşit ücret, eşit haklar, eşit seçme özgürlüğü ve eğitim için eşit olanak anlamına gelir. Feminizm sayesinde, tecavüz kültürü, seksizm ve iş yerinde taciz en aza indirgenebilir. Hiçbir ırkın ve dinin bir diğerine karşı aşağı veya üstün olmaması gerektiği gibi, hiçbir cinsiyette bir diğerine karşı aşağı veya üstün olmamalıdır. Dolayısıyla, feminizm ayrımcılığa karşıdır. Dürüst olmak gerekirse, insanların şu an en çok ihtiyaç duyduğu şey ayrımcılığın olmadığı bir dünyadır.
Psikolog
Sıla Özgören
Sıla Özgören
FEMINISM: WHAT IT IS, AND WHAT IT IS NOT?
Feminism is an ideology which still seems to a taboo by society, especially men. When the word “feminism” is mentioned even briefly, it is enough to startle people. Why does it scare people so much though? It scares them because they believe that feminism supports power of women while showing hatred towards power of men. But it is not true, since feminism actually supports equality in all genders. The ideology that supports power of women while hating on men is called misandry, whereas the other ideology that supports power of men while hating on women is called misogyny. So let’s not confuse feminism with misandry. Also, let’s not call feminism as an opposite version of misogyny, patriarchy and sexism. Unlike those ideologies, feminism does not praise one gender while lashing out other gender with verbal or physical arguments. It is also unnecessary to label feminist women as “short-haired tomboyish women who refuse to wear make-up, eye-catching jewelry and revealing bold clothes”. A woman does not need to wear revealing or unrevealing clothes to show support for equality. The way she dresses is her personal choice, not the representation of the ideology. Hence, feminism does not care whether a woman wears make-up and heels and not. When a woman calls herself a feminist, she is being made fun of and insulted. When a man dares to support feminism, he also becomes the object of derision. So people fear to identify themselves feminists because machoism in society will not take them seriously. Because of these reasons, people even feel afraid of expressing their support of gender equality. To be able to understand what feminism truly means, people should first stop labeling others. But why do people feel like they need to label and insult feminists? Because people have been used to living with patriarchy for ages so they are scared of possible change. They think the whole world will change and the world around them will change. Men are especially scared of losing their powers. They think, women will start to rule like the way men ruled for centuries. It is true that men are gonna lose their power as women are gonna gain power. But what is not true is men will be powerless like women used to be. Because both genders will be equally powerful. They will rule together without having pressure on and control over each other. Furthermore, feminism does not only stand for equal power but it also stands for equal pay, equal rights, equal freedom of choice and equal chance in education in any country. Rape culture, sexism and mobbing in workplace can be minimized thanks to feminism. Just like no race or religion should be inferior or superior to each other, genders also should not be inferior or superior. Therefore, feminism is against discrimination. To be honest, that is what people need most right now: a world free of discrimination.
Psychologist
Sıla Özgören
Sıla Özgören
İnsan mantıklı düşünüp karar vererek mi oy kullanır? Her zaman değil. Psikologlar tercihlerimizin sandığımız kadar kendi kontrolümüzde olmadığını söylüyor.
Seçimler yaklaştığında seçmenlerin parti politikalarını, politikacıları ve ideolojileri anlamak için uzun süre kafa yormaları gerekir. Seçim günü ise artık mantıklı hesaplar yaparak sandıkta oy kullanma vakti gelmiştir. Bu süreç gerçekten böyle mi işler?
Birçok psikoloğa göre oylarımız sandığımız kadar kendi kontrolümüzde değildir aslında. Sağlık, eğitim ve ekonomi önemli konulardır; ama seçmenlerin tercihleri ne kadar kolay tiksinip korktukları, hava durumu ve spor müsabakalarının sonuçlarına karşı nasıl tepki verdikleri gibi faktörler tarafından da etkilenebilir.
Bilinçli aldığımız kararların bilinçaltı düşünme süreçleri, duygular ve önyargılar tarafından etkilendiği bilinen bir gerçek. Stanford Üniversitesi’nde siyasal bilimler profesörü Jon Krosnick, “50 yıllık psikoloji bilgimiz bize gösteriyor ki beynimiz iki bölüme ayrılıyor ve aslında bütün kararlar farkında olmadan alınıyor.” diyor.
Krosnick, siyasilerin televizyon tartışmaları sırasında seçmenler adayları dinlerken başka faktörlerin de devreye girdiğini söylüyor. Örneğin ABD’de 2008’deki başkanlık seçimlerinde birçok seçmenin kararında başkan adaylarının (Barrack Obama ile John McCain) etnik kökeni etkili olmuştu.
TİKSİNME DUYGUSU
Toronto Üniversitesi’nde psikoloji profesörü Yoel Inbar ise kararlarımızda etkisi olan başka bir faktörü, insanda tiksinme duygusunu tetikleyen şeyleri inceliyor. Deneklere farklı durumlarla ilgili tiksinme dereceleri sorulup daha sonra siyasi ideolojileri konusunda ankete tabi tutuluyorlar.
Inbar, kolay tiksinenlerin siyasi olarak muhafazakar oldukları sonucuna vardıklarını söylüyor. Dünyanın birçok farklı bölgesinde yaptıkları bu araştırmada bu ilişkiyi gösteren benzer sonuçlar almışlar. Bunun kaynağı ise biyolojiye dayandırılıyor: İnsanlar büyük sosyal gruplar içinde daha fazla zaman geçirmeye başlayınca hastalığa yakalanma riskini asgariye indirmek için bazı davranışlar geliştirmiştir. Psikologlar buna ‘davranışsal bağışıklık sistemi’ adı veriyor.
Bazı araştırmalar da seçim günü kendinizi nasıl hissettiğinizin de etkili olduğunu gösteriyor. İnsanların hastalık düşünmesinin onları ırk farklılıklarıyla ilgili daha olumsuz düşünmeye itmesi, ya da hasta hissetmeleri halinde daha çekici adaylara yönelmeleri gibi. Inbar tiksinme duygusunun ‘ondan uzak dur, sana zararlı’ mesajı verdiğini söylüyor.
ABD'deki 1960 seçimlerinde Nixon-Kennedy tartışmalarında fiziksel görünüm önemli bir faktör haline gelmişti. Araştırmalar, seçmenlerin fiziksel olarak daha çekici adaylara yöneldiğini gösteriyor.
Kampanya döneminde medyada tiksinme duygusunu tetikleyecek türden kelimelerin kullanılması, hatta ABD’de bir adayın bunu daha da ileriye götürerek çöp kokulu kampanya bildirileri hazırlatmasının birçok insan üzerinde sanıldığından daha büyük etkisi olabilir.
KORKU DUYGUSU
Korkunun siyasi ideoloji üzerindeki etkisi üzerine yapılan bir araştırma da benzer sonuçlar vermiş. Nebraska’dan 46 kişiye Irak savaşı ve idam cezası gibi siyasi konularda görüşleri sorulmuş. Katı görüşleri olanlar ise ikinci bölüme geçerek yüzünde örümcek olan korku dolu bir adam resmi gibi tehditkar görüntülere ya da ani yüksek seslere tabi tutulmuşlar.
En fazla tepki verenlerin daha sağcı görüşlere sahip olduğu görülmüş. Buradan yola çıkarak muhafazakarların çevreden gelen olumsuz etkilere karşı daha duyarlı olduğu söyleniyor.
Terör tehlikesi, ekonomik istikrarsızlık gibi korkuyu kışkırtan siyasi söylemler bazı insanların kararlarını etkilemek için kullanılıyor ve etkili de oluyor.
NEGATİF ETKİ
Siyasi kampanyalarda farklı bilinçaltı önyargılar da kullanılıyor. Bunlardan biri de ‘negatiflik önyargısı’. Bazı insanların negatif bilgiyi hatırlamayı tercih ettiği ve negatif duyguların kararlarını etkilemesine izin verdiğine dair fazlaca veri bulunuyor.http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2015/05/150528_vert_fut_secmen_tercihi
Krosnick, seçimlerde adaylardan biri hakkında şiddetli bir hoşlanmama duygusu yaratılmasının seçmenleri daha fazla sandığa gitmeye yönelttiğini, bu duygunun güçlü olmadığı durumlarda seçmenlerin fazla motive olmadığını belirtiyor.
Kısacası, bir daha oy kullanmaya giderken gizli önyargılarımızı tetikleyen faktörlerin farkında olmak yararlı olabilir.


