http://www.acibadem.com.tr/Hayat/BilgiGalerisi/uykuyu-bolen-10-neden
1. STRES
"İnsomnia" adı verilen yetersiz uyku sendromu, özellikle stres ve kaygı döneminde artar. Sınav dönemlerinde görülen birkaç günlük uyku bozukluğu buna örnek olarak gösterilebilir.
Ancak, bu durum dört haftadan daha uzun sürüyorsa, hastalık olarak ele alınıp tedavi edilmesi gerekir. Kısa süreli uyku bozukluğunda olduğu gibi uzun süreli olanda da stres temel faktör olarak karşımıza çıkar.
Günlük hayattaki stres kişiyi etkiler, gece uykusunun bölünmesine neden olur.
2. KRONİK HASTALIKLAR
Diyabet ve kalp rahatsızlığı gibi kronik hastalıklar uyku bozukluğuna neden olabilir. Ellerde ve ayaklarda meydana gelen yanma, diyabet hastasını, nefes darlığı olan kişileri ve kalp hastasını uykusundan uyandırır.
Kişi uykudan uyanıp yemek yiyorsa, şeker bozukluğu açısından değerlendirilmesi gerekir.
3. PERİYODİK BACAK HAREKETLERİ
Kişi dinlenirken bacaklarında görülen “gıdıklanma, karıncalanma, yanma, kaşıntı” şeklinde tarif edilen "Huzursuz Bacak Sendromu", uykuya dalmayı güçleştirir.
Bu sendroma yüzde 70 oranında eşlik eden bir rahatsızlık da uykuda periyodik bacak hareketleri olur.
Bacakta ileri geri hareket ve germe ile kendini gösteren bu rahatsızlık, dakikada dört beş kez tekrarlar. Kişiyi uyandıran ve derin uykuya dalmasını engelleyen bu sendrom, uyku bozukluğunu artırır.
Uyku bozukluğuna neden faktörler:
-Demir eksikliği
-Ayak sinirlerindeki rahatsızlıklar
-Bel fıtığı
-Bacaklardaki dolaşım bozukluğu
4. UYKUDA DAVRANIŞ BOZUKLUKLARI
Yüzeyel uyku, derin uyku ve beynin dinlendiği rüya fazında (REM) üçe ayrılan uykuda en sık karşılaşılan bozukluk, uyurgezerlik. Bu rahatsızlık derin uykuda ortaya çıkar. Kabus bozukluğu ise uykunun REM dönemine ait olur.
Hastalar sıklıkla kabus diye tarif etse de, uykuda davranış bozuklukları olarak tanımlanan parasomnia da, kişiyi gece yarısı uyandırır.
Genellikle çocukluk çağında kendini gösteren bu rahatsızlık yetişkinlikte de devam ediyorsa, nedenini araştırmak gerekir.
5. UYKU APNESİ
Uykuda nefesin kesilmesi, oksijen seviyesinin düşmesi ile kendini gösteren apne sendromu, uykunun bölünmesine yol açar.
Bu sendromun üç önemli belirtisi var; horlama, nefes durması, gün içerisinde uykulu olma hali ve sabah ağız kuruluğu.
Uyku apnesinin derecesi, uyku takip indeksi ile belirlenir. Dakikada 5-15 kez solunum durması hafif, 15-30 arası orta ve 30’dan fazlası, ağır uyku apnesi hastalığına işaret eder.
Bu durum uyku EEG’sinde saptanır. Uyku apnesi CPAP denilen ve hastaya basınçlı hava veren maskelerin takılmasıyla tedavi edilir.
6. OVERLAP SENDROMU
Solunum yolu sorunlarının uyku apnesi ile bir arada görülmesine "Overlap Sendromu" denir. KOAH (Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı) ve astım gibi solunum yolu hastalıkları uyku kalitesini etkiler.
Uyku apnesi olan kişilerde KOAH alevlenmeleri ortaya çıkar. Astım hastalığı da gecenin ikinci yarısından sonra daha çok alevlenir.
Astımın alevlenmesiyle birlikte öksürük ve nefes darlığı ile hırıltı şikayetleri kişinin uyanmasına neden olur.
7. SOLUNUM YOLU RAHATSIZLIKLARI
Solunumu bozan hastalıklar, uykuyu böler. Bunlar: Burun eğrilikleri, burun eti sorunu ve polip adı verilen burun etleridir. Ağızdan aldığımız nefes, burun solunumu kadar kaliteli olmaz.
Çünkü burnun temel fonksiyonu, olumsuz şartlar içeren havayı ideal koşullarda akciğerlere yollamak. Ağız solunumu yapan hastalarda bunlar sağlanamadığı, hava doğrudan nefes borusuna ve akciğere gittiği için faranjit daha sık görülür.
Bir de nazo alyoner refleks denilen bir durum vardır. Hava burna değer değmez akciğerler hava alacağını bilir ve buna hazırlıklı hale gelir.
Ağızdan solunum, bu refleks gelişmediği için kaliteli olamaz. Akut ya da kronik olsun, sinüzit gibi enfeksiyonlar da solunumu bozar ve uyku kalitesini düşürür.
8. İRİ BADEMCİK, SARKIK KÜÇÜK DİL
Sıklıkla çocuklarda görülmesine karşın erişkinlerde de sıkıntıya neden olan bademcik iriliği, solunumu etkileyen bir neden.
Bu sorunlar, yumuşak bir damak yapısına sahip, küçük dili aşırı gevşek ve sarkık olan kişilerde ortaya çıkar.
Küçük dilin yanı sıra ana dilin gövdesi ile boğaza doğru uzanan ve dil kökü denilen bölgedeki dokular çok yumuşak olursa, uyku kalitesini bozan sonuçlar meydana gelebilir. Bu sorunların tedavisi için cerrahi yöntemlerden faydalanılır.
9. HORLAMA
Toplumun yüzde 25’inde horlama sorunu görülür. Erkeklerde 50-60’lı yaşlarda ortaya çıkar.
Kilo artışı bile birlikte görülme sıklığı da artan horlama, yorgunluk, derin uyku, menopoz sonrası östrojen hormonu eksikliği gibi nedenlerden kaynaklanabilir. Öte yandan üst hava yolundaki kaslar gevşeyince de ortaya çıkar.
Ayrıca uyku apnesinin önemli bir belirtisi sayılır. Horlama, koşullardan bağımsız olarak sürekli hale geldiyse hastalık olarak kabul edilir.
10. REFLÜ
Mide asidinin yemek borusuna kaçması olarak tarif edebileceğimiz reflü uykuyu bölen önemli hastalıklardan biri olarak kabul edilir.
Boğazda devamlı kazınma ve yanma hissi, seste çatallaşma ve kısıklık, nedeni bilinemeyen öksürük ve boğuluyormuş hissiyle uykudan uyanmak reflü belirtileri arasında sayılır.
Asit kaçağı gırtlak ve yutak bölgesine kadar ulaşınca tahrişe ve öksürüğe neden olur.
Ayrıca, alt solunum yollarını korumak isteyen ses telleri hızla birbirine yapışır ve bir spazm ortaya çıkar. Bu durumda kişi, uykudan uyanır.
Renklerin aslında var olmadığı ve "beynin yarattığı bir illüzyon" olduğu ileri sürüldü
ABD'nin Pittsburg Üniversitesi öğretim görevlilerinden Dr. Mazviita Chimutra "Outside Color" başlıklı kitabında, beynin ışığı alıp renge dönüştürdüğünü belirtiyor. Bilim tarihi profesörü olan Chimutra, Yunan ve Hit klasiklerinde "mavi" rengin hiç bulunmadığını hatırlatıyor ve "Renkler gerçek dünyanın bir duyusal algılamasıdır ve kişinin tecrübeleri değişir" diyor. Mart ayında bir elbisenin mavi-siyah mı altın sarısı-beyaz mı olduğuna dair bir sosyal medya tartışması büyük ses getirmişti.
http://www.aktuelpsikoloji.com/renkler-beynin-olusturdugu-bir-illuzyon-16499h.htm
Dondurmanın yaz mevsiminin vazgeçilmezi olduğunu hepimiz biliyoruz. Mutluluğu da arttırdığı kesinleştiğine göre, o zaman niye tüm yaz mevsimi boyunca düzenli bir şekilde dondurma tüketip mutlu olmayalim ki? Haydi millet, ilk önce yazıyı okumaya sonra da dondurmalara hücum etmeye!
Dondurmayı elimize aldığımız andan itibaren yiyip bitirine kadarki süreçte ise mutluluğumuz yüzde 64 artıyor.http://www.gercekgundem.com/kadin-saglik/127255/dondurma-mutlulugu-yuzde-64-artiriyor
Didem Seymen / Sabah - Bir dondurmanın tasarlanması, tarifinin oluşturulması, paketlenmesi ve bize ulaşması altı ay ile bir yıl arasında değişiyor. Bizim dondurmayı elimize aldığımız andan itibaren yiyip bitirine kadarki süreçte ise mutluluğumuz yüzde 64 artıyor
Dondurma, şüphesiz ki hepimizin çok sevdiği ve keyifle yediği bir yiyecek. Uzmanlar, özellikle çocuklar için haftada üç kez dondurma yemenin ideal olduğunu söylüyorlar. Peki bir dondurma neler içeriyor, nasıl yapılıyor? Bu kadar çok çeşitli dondurmanın tariflerinin özel şefler tarafından defalarca denenerek, tahlillerden geçirilerek, özel ölçümlere tabi tutularak yapıldığı dondurmanın kalbi kabul edilen İngiltere'deki Algida Colworth Global Ar-Ge Merkezi'ndeydik. Şeflerin yaptıkları dondurmaları tek tek tattıktan sonra hangisinin endüstriyel dondurma olduğunu tahmin etmeye çalıştık. Ar-Ge Merkezi'nde bize verilen malzemelerle dondurma da yaptık. Benim yaptığım dondurmada kalori ve şeker oranı yüksek çıktıysa da görünüm ve sunum olarak ilk 5'e girmeyi başardı. Dondurma ve Çaydan Sorumlu Unilever Global Tüketici İçgörü Lideri Profesör Robert Hurling, yapılan araştırmaya göre dondurma yemenin insanları yüzde 64 oranında mutlu eden bir atıştırmalık olduğunu belirterek, araştırmanın sonuçlarını paylaştı:
Tüketiciler, ürün geliştirme ve karar verme süreçlerinin kalbinde yer alır. Bu kapsamda tüketicilerin alışkanlıkları ve yönelimlerini, ürün karşılaştırma ile beğenilerini, duyusal analiz ile ürünle olan etkileşimlerini, tercih haritasıyla da ürünlerin içerikleri hakkındaki tercihleri belirlenerek üretim ve iletişim çalışmalarına yön verilir. Duyusal analizler yapılırken insanların yaşadıkları ülkelerden bulundukları toplumların kültürlerine kadar farklı faktörlerin etkileri göz önünde bulundurulur.
Biz, insanları mutlu eden ürünler yaratmak istiyoruz. Bu nedenle yakın zamanda mutluluk bilimi de denen pozitif psikoloji konusundaki araştırmaları daha yakından takip ediyoruz. Pozitif psikoloji konusunda son dönemde neler konuşulduğuna bakacak olursak; pozitif psikolojinin temeli aslında duyguları, pozitif davranışları ve pozitif düşünceleri harekete geçirmeye dayanıyor.
YÜZ TANIMA SİSTEMİ İLE ARAŞTIRDIK
Son dönemde 350 kişi ile yapılan bir araştırmada, dondurma yiyen insanların yeme anı öncesi ile sonrası değerlendirildiğinde, olumlu duygularında yüzde 20 artış görülmüştür. Günlük yaşam içerisinde zevk aldığımız anları artırarak olumlu duygularımızı da artırıyoruz. Dondurma insanların genel anlamda mutluluklarını artıran bir keyif unsuru olarak karşımıza çıkıyor.
İnsanların yüz ifadeleri mutluluk seviyelerini ölçmek için bir araç olabiliyor. Amsterdam Üniversitesi'nde bir yüz tanıma yazılımı ile Mona Lisa'nın yüz ifadesinde mutluluktan kızgınlığa, hatta korkuya kadar hangi hisleri taşıdığı araştırılmıştır. Biz de aynı uygulamayı keyif veren yiyecekler konusunda farklı kişilerle denedik.
Sonuç olarak insanların mutluluklarının çikolata yerken yüzde 12 artarken, dondurma yerken yüzde 64 arttığını gördük. Demek ki dondurmada insanları mutlu eden farklı bir özellik var ve günlük yaşamda mutlaka tadına varılması gerekiyor.
TÜRKİYE'DE DONDURMA SADECE YAZ AYLARINDA TÜKETİLİYOR
UnIlever Türkiye Gıda Pazarlama'dan Sorumlu Başkan Yardımcısı Mustafa Seçkin, Türkiye'de dondurma tüketiminin sadece yaz aylarıyla sınırlı kaldığını anlattı:
Türkiye dondurma pazarının gelişmesi için şüphesiz en büyük katkılardan biri, dondurma tüketiminde sezonsallığın kırılması olacaktır. Çünkü Türkiye dünyada, dondurmayı yalnızca yaz mevsiminde tüketme alışkanlığı en yüksek ülkedir.
Kişi başı tüketim dünyanın en soğuk ülkelerinden biri olan Finlandiya'da 9 litreyken Türkiye'de 3.5 litre olması, kışın soğukta dondurma yemekten çekinen Türkiye için potansiyelin ne kadar yüksek olduğunu göstermektedir.
'Sorumlu çocuk iletişimi' misyonumuz çerçevesinde, 6 yaşın altındaki çocuklara hiçbir ürünün iletişimi yapılmazken, 6-12 yaş arasındaki çocuklara ise ulusal/ uluslararası beslenme rehberleri önerileri doğrultusunda geliştirilen sıkı beslenme kriterlerine uygun ürünlerin iletişimi gerçekleştirilmektedir.
2014 yılı itibariyle çocuk portföyündeki tüm ürünler, beslenme kriterleri doğrultusunda; Porsiyon (1 adet ürün) başına 110 veya daha düşük kaloriye. Porsiyon (1 adet ürün) başına 3 gramdan az doymuş yağa 100 gram üründe 20 gramdan az şekere sahip olacak şekilde üretilmektedir.
İLK DONDURMA M.Ö. 2000'Lİ YILLARDA MEZOPOTAMYA'DA ORTAYA ÇIKTI
UnIlever Global Dondurma Araştırma Geliştirme'den Sorumlu Başkan Yardımcı Andrew Sztehlo, dondurmanın tarihini ve Colworth Ar-Ge merkezinde neler yapıldığını anlattı:
Dondurmanın tarihi, M.Ö. 2000'li yıllara, Mezopotamya topraklarına uzanmaktadır. İlk dondurmanın bu bölgede yapıldığı bilinmektedir.
Mezopotamya'da yapılan ilk dondurmanın buz mahzenlerinde oluşturulduğuna dair bulgular yer almaktadır.
Tarihi akış içerisinde bugünkü dondurma formuna en yakın ilk dizayn, M.S. 1560'larda İtalya'daki dondurulmuş süt ve bal karışımı ile yapılandır.
Türkiye tarihinde dondurma kendini ilk olarak Osmanlı İmparatorluğu döneminde, kar ile bal ve meyve suları karışımı olarak göstermiştir.
Dondurmanın benzersiz kıvamını yaratmak ve herkesin damak zevkine hitap eden lezzetlere ulaşmak oldukça komplike bir süreç olarak tanımlanır. Colworth'te her yıl 200'ü aşkın patent alınarak dondurmalar geliştirilmektedir.
Colworth Global Araştırma ve Geliştirme Merkezi'nde tüketici istek ve ihtiyaçlarına uygun ürünlerin hazırlanması için farklı teknolojiler ve süreçler geliştirilir. Merkezde, sorumlu beslenme anlayışı kapsamında özel patentli teknolojiler ile dondurmaların yağı, şekeri ve kalorisi de azaltılabilir.
Hijyenik şartlarda üretilen paketli dondurma, kapsamlı bir üretim süreciyle hazırlanmaktadır. Hazırlanması oldukça zor bir ürün olmasıyla birlikte pek çok avantaja sahiptir.
FOMO: Fear of Missing Out ([Gündemdeki Olayları] Kaçırma Korkusu)
http://www.aktuelpsikoloji.com/cagimizin-modern-hastaligifomo-16496h.htm
FOMO, yani gelişmeleri kaçırma korkusunun en çok Z kuşağını ve erkekleri etkilediğini söyleyen Prof. Dr. Nevzat Tarhan: FOMO, sanal uyuşturucu.
Sosyal medya ile birlikte her gün hayatımıza yeni bir kavram giriyor. Bu seferki ise tam da sosyal medya bağımlılığını, daha doğrusu 'gelişmeleri kaçırma korkusu'nu temsil eden bir kelime: FOMO! Peki, uykusuz kalmamıza, sürekli olarak hesaplarımızı kontrol etmemize neden olan FOMO nedir? Üsküdar Üniversitesi ve NP İstanbul Nöropsikiyatri Hastanesi'nden Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, FOMO ile ilgili sorularımızı yanıtladı...
Son günlerde çok konuşulan ve uykularımızı kaçıran FOMO (Fear of Missing Out) yani 'gelişmeleri kaçırma korkusu' nedir?
FOMO, gündemi kaçırma korkusudur. Özellikle 'nomofobi' olarak bilinen, bağımlılık derecesinde telefon kullanma durumudur. Bu durum insanın kontrol duygusuyla ilgili bir korku. Her insanda bir kontrol duygusu vardır. Nasıl fiziksel bütünlüğün kontrolü kaybolunca vücutta ağrı oluşuyorsa, psikolojik bütünlük de bozulunca korku oluşuyor.
ONAYLANMAMIŞ HİSSETTİRİYOR
Sürekli olarak insanların sanal ortamda ne yaptığını merak etmek bir tür bağımlılık mı?
Toplumda, sanal âlemde daha fazla yer edinebilmek gibi bir kültür oluştu. "Sanal ortamda yer alamadığım zaman kötü hissediyorum" diyenler, Twitter'da yazdıkları retweet yapılmayanlar veya Facebook'da yeterince beğeni almayanlar kendilerini kötü hissediyorlar. Çünkü kendilerini onaylanmamış ve kabullenilmemiş hissediyorlar.
FOMO tedavi gerektirir mi?
Sosyal medyada fazla zaman geçirilmesiyle oluşan bu durum sonucunda kişi, bırakmayı ve durdurmayı deniyor ama başarılı olamıyor. Sosyal medya başında geçirilen zaman miktarı gittikçe artıyor. Bununla birlikte haz tatminleri azalıyor. Beyindeki ödül-ceza sistemi bozuluyor. Sanal ortamda bulunmaktan zevk alıyor bu kişiler. Bunu beyindeki ödül-ceza sistemine kaydediyorlar ve bu olmadığı zaman sanki temel ihtiyaçlarını almamış gibi hissedip huzursuz oluyorlar. Temel ihtiyaçlarını kaybettikleri zaman da korku oluşuyor. Yani bunu 'sanal uyuşturucu' olarak tanımlayabiliriz. Nasıl ki uyuşturucu kişinin muhakeme yeteneğini kaybetmesine neden oluyorsa, FOMO da kişinin bilinç kontrolünü bozuyor.
Kimler daha çok risk altında? Bu kişilere nasıl yaklaşmak gerekiyor?
Özellikle hiperaktif ve dürtü kontrolü zayıf kişiler risk grubunu oluşturuyorlar. Bu kişilerin tedavisinde 'Dur, düşün, hareket et' paradigmasını kullanıyoruz. Yani kişi durup 'Bunu yapmam gerekli mi?' diye düşünüp en uygun cevabın ne olduğunu bulduktan sonra harekete geçmeli. 'Gerekli mi?' ve 'Uygun mu?' sorularının cevaplarını vererek tepki vermelerini sağlıyoruz.
FOMO, kimlerde sık görülüyor?
FOMO, Z kuşağında daha sık görülüyor. Z kuşağı; her şeyi kolay elde etmek istiyor. Özgürlüğe tutkulu olan, hayatın zorluklarını çekmemiş, her şeyi kolay elde etmiş bir kuşak. Sanal âlemi zevk olarak, ilgi alanı olarak seçiyorlar. Ayrıca erkeklerde de bu duruma sık rastlanıyor.
DOĞADA YÜRÜYÜŞ YAPMAK GEREK
Hangi meslek grubu FOMO'ya yakalanmaya daha eğilimli?
Mesleği gereği bilgisayarla vakit geçirmek zorunda olanlar, bilgi işlemciler ve yazılımcılarda daha sık görülüyor.
Tatilde bile dinlenmiyoruz; sürekli telefonla takipteyiz. Bu bizi ruhsal olarak yıpratıyor mu?
Şu an sosyal medya bağımlılığı şeklinde sosyalleşen insanların 5-10 yıl içinde özel bir hastalığa yakalanma ihtimalleri çok yüksek. Bu nedenle bilgisayarla fazla zaman geçirenler, ileriki zamanlarda psikiyatrik bir sendroma yakalanabilirler.
FOMO'ya yakalanmamak için ne yapabiliriz?
İnsanlara tavsiyem; tek ilgi alanları bilgisayar ve sanal ortam olmasın. Kendilerine başka ilgi alanları bulsunlar. Doğa yürüyüşü ve arkadaşlarla vakit geçirme gibi aktivitelere katılmak gerekiyor. Yani bilgisayar başından kalkmak lazım.
http://www.aktuelpsikoloji.com/cagimizin-modern-hastaligifomo-16496h.htm
Daha önceki yıllarda yapılmış olan ve hep psikoloji derslerinde çıkan deneylerin bazılarının aslında hiç etik olmadığını düşündünüz mü?
http://www.milliyet.com.tr/en-korkunc-10-psikoloji-deneyi-pembenar-galeri-ruhsagligi-2062796/





